|
“Efendiler, tarih, itiraz edilemez bir şekilde ispatlamıştır ki, büyük dâvâlarda başarı için sarsılmaz bir kabiliyet ve kudrete sahip bir önderin varlığı şarttır. Bütün devlet adamlarının ümitsizlik ve beceriksizlik içinde bütün milletin başsız olarak karanlıklar içinde kaldığı bir sırada, her vatanseverim diyen binbir çeşit insanın, binbir hareket ve görüş tarzı ortaya attığı ve her şeyin allak bullak olduğu bir dönemde, danışmalar yolu ile, birçok hatırlı ve nüfuzlu kimselere bel bağlama gereğine inanmakla, güvenli ve kararlı bir şekilde ve özellikle süratle yol almak ve en sonunda çok çetin olan hedefe ulaşmak mümkün müdür? Tarihte, bu tarzda başarıya ulaşmış bir toplum gösterebilir mi? İkincisi Efendiler; millet, memleket, siyaset ve ordu yönetimi ile hiçbir ilgi ve ilişkileri bulunmamış, bu alanda başarıları görülmemiş ve denenmemiş olan gelişigüzel kimselerden, söz gelişi Erzincanlı bir Nakşî Şeyhi ve Mutki'li bir aşiret reisi gibi zavallılardan da kurulması ihtimalden uzak olmayan herhangi bir temsilciler hey'etine, söz konusu durum ve görev emanet edilebilir miydi? Edildiği takdirde, memleket ve milleti kurtaracağız dediğimiz zaman, milleti ve kendimizi aldatmış olmak gibi bir yanılgıya düşmeyecek miydik?” (Nutuk 2004 s: 61).
Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı’nın bir askeri disiplinle, lider ve ona yürekten bağlı iyi bir ekiple kazanılacağını düşünmektedir.
İş dünyası da aynen böyledir. Disiplin ve lidere bağlı bir ekip en temel öğelerdir.
Ülkemizde birçok yönetici bulunmakla birlikte lider sayısı çok yetersizdir. Daha çok liderimiz olsaydı yöneticilerimizin yarısından vazgeçebilirdik.
Amasya Genelgesi'nin içeriği şöyledir:
1. Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir. (Durum tespiti)
2. İstanbul Hükümeti, üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirememektedir. Bu hal, milletimizi âdeta yok olmuş göstermektedir. (Durum tespiti)
3. Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. (Durum tespiti)
4. Milletin içinde bulunduğu bu duruma göre harekete geçmek ve haklarını yüksek sesle cihana işittirmek için her türlü tesir ve denetimden uzak milli bir heyetin varlığı zaruridir. (Karar)
5. Anadolu'nun her bakımdan emniyetli yeri olan Sivas'ta bir kongre toplanacaktır. (Talimat)
6. Bunun için her ilden milletin güvenini kazanmış üç temsilcinin mümkün olduğu kadar çabuk yetişmek üzere yola çıkarılması gerekmektedir. Bu temsilciler, Müdafaa-i Hukuk, Redd-i İlhak cemiyetleri ve belediyeler tarafından seçilecektir. (Talimat)
7. Her ihtimale karşı, bu meselenin bir milli sır halinde tutulması ve temsilcilerin, lüzum görülen yerlerde, seyahatlerini kendilerini tanıtmadan yapmaları lazımdır. (Talimat)
8. Doğu illeri için, 10 Temmuz'da Erzurum'da bir kongre toplanacaktır. Bu tarihe kadar diğer illerin temsilcileri de Sivas'a gelebilirlerse; Erzurum Kongresi'nin üyeleri, Sivas genel kongresine katılmak üzere hareket edecektir. (Talimat)
Suriye dönüşü Mustafa Kemal Beyoğlu’nda, Pera Palas Oteli’ne inmişti. Orada İstanbul’un ve olayların merkezinde yaşamak istiyordu. Misafirlerini kabul ediyordu. Otel yerli ve yabancı şahsiyetlerin kaynaştığı yerdi. Hatta işgal kumandanlarının da...
O günlere ait bir hikaye anlatılır. Başta General Harrington olmak üzere bir kısım işgal kumandanları Pera Palas salonunun bir köşesinde otururlar. Mustafa Kemal nedense dikkatlerini çeker. Kim olduğunu soruştururlar. “Mustafa Kemal” denir. Onlar için Mustafa Kemal, Birinci Dünya Savaşı’nın önemli şahsiyetlerinden biridir. Yabancı dillerde Çanakkale Savaşı’ndan bahseden ve daima Mustafa Kemal’in isminde düğümlenen kitaplar, yazılar o zaman bile bir kitaplığı doldururdu.
Kendisine haber göndererek masalarına davet ederler. Ama Mustafa Kemal’in cevabı hem nazik, hem kesindir:
-“Burada ev sahibi biziz. Kendileri misafirdirler. Onların bu masaya gelmeleri gerekir...”
Mustafa Kemal’in doğru anlaşılmaya ve imaja ne derece önem verdiğini gösteren başka bir olayda şöyledir. Onun Trablusgarp Savaşı’na katılmasıyla ilgili bir görüşme olmuştur. Halkın nezdindeki imajı için katıldığını söylediği Trablusgarp Savaşı hakkındaki Fatih Rıfkı ile diyaloğu ilginçtir:
Falih Rıfkı Atay diyor ki; “Hatıralarını anlattığı sırada ben Atatürk’e sormuştum:
–“Afrika’ya gidip İtalyanlarla dövüşmek faydasızdı. Bir başarı umuyor mu idiniz?”
Mustafa Kemal: “- Hayır... Fakat Enver ve arkadaşları gideceklerdi. Halk gitmeyenleri vatanseverlik görevini yapmamış sayacaktı. Sizin kahramanlığınız lafta diyecek olanlar da çoktu.”
Seneler sonra Cumhurbaşkanıyken, yaveri Salih Bozok, başkalarının etkisinde kalarak Ankara’da bir bara ortak okur. Bunu öğrenen Mustafa Kemal, ciddi şekilde karşı çıkmış ve “sen nasıl bar işletirsin” diyerek bu işi bozmuştur.
Mustafa Kemal, neredeyse bütün törenlere, seremonilere, tiyatro açılışlarına katılmış ve toplum önünde sürekli görünmüştür. Bir liderin en önemli görevlerinden ve etrafındakileri etkilemesinin araçlarından biri sürekli görünür olmaktır. Grup etkinlikleri, sosyal etkinlikler çoğu zaman günümüz liderleri tarafından göz ardı edilir. Günümüz Yöneticileri, yatırımcıların, Yönetim Kurulunun, hisse sahiplerinin ve müşterilerin sadece detay rakamlar istediklerin zannederler. Gerçek şu ki rakamlar çok önemlidir ve mantıksal olan sol beyini etkiler. Ancak insanlar hayal gücünü içeren sağ taraf göz ardı edilince önemli bir motivasyon kaynağı da eksik kalmış oluyor. Mustafa Kemal tüm maliyetleri, prosesleri, pazarlama planları çok iyi bilen ciddi bir iş adamı olurken aynı zamanda hayal gücünü, insanları etkilemeyi, konuşmayı, motive etmeyi bir kenara bırakmadan davranıyor olurdu.
Güçsüz mü hissediyorsunuz? Ne yapacaksınız?
Kendinizi zayıf mı hissediyorsunuz? Kendinizi yorgun mu hissediyorsunuz? Gücün geleceği gizli bir kaynak aramanıza gerek yok. Sızlanmayı bırakın, derin bir nefes alın ve güçlüymüş gibi davranın. Mustafa Kemal böyle yapıyordu. İnsanlar size güveniyor ve sizi izliyorlar!
Birçok zaman hasta, yorgun, bıkmış olabilirisiniz? Mustafa Kemal böbrek hastasıydı, hiç belli etmezdi. Sakarya savaşı sırasında kaburga kemikleri kırıldı, hiç bir şey olmamış gibi cephede savaşmaya devam etti. Çanakkale savaşı sırasında şarapnel parçası göğsüne geldi ancak yanındaki emir subayına sus işareti yaptı ve askerin bunu uyup görmesini engelleyerek maneviyatlarını bozmalarına izin vermedi.
Mustafa Kemal’in hiç şikayet ettiğini duydunuz mu?
Kural: Güçlü ve sağlammış gibi devam et. Güçlü ve sağlam ol.
Bir Yönetici için İmaj çok önemlidir.
Kural: Yönetici gibi davran, yönetici ol.
Hiçbir yönetici bu günlerde sağlığını göz ardı edemez. Birçok yönetim gurusu, kim olduğunuzu, zayıflıklarınızı, sizinde yaralanabileceğinizi çalışanlarınıza göstermenizi önerir. Sakın böyle bir öneriyi dinlemeyin. Hiç bir çalışanınız, Yönetim Kurulu Başkanınız, hissedarlarınız sizi zayıf olarak görmek istemezler. Kendine güveni, sağlığı, görmek isterler ve siz de yönetici olarak bunları onlara göstermek zorundasınız.
Bu yaklaşım onlardan yardım ve destek istememeniz manasına gelmez. Başkalarından yardım istemek, onlarla bir şeyleri başarmaya çalışma zayıflık göstergesi değildir, tam tersine başarılı bir Lider Yöneticinin yöntemidir.
Mustafa Kemal başında birçok iş ve problem olmasına hiç bir zaman bunalmamış ve kendini yenik hissetmemiştir. Kendisini çaresiz hissetmesine izin vermemiştir. Çözüm olarak da yaptığı şey: önceliklendirmektir.
Bitmez tükenmez işlerin saldırısı karşısında birçok yönetici kendisini tükenmiş ve çaresiz hisseder. Evet bunu göstermemek ve belli etmemek yapılması gereken bir davranıştır. Ancak çözüm, kızgın tavanın içine atlayarak işlere saldırmak gibi görünür. Ama bu davranış aslında çoğunlukla zaman kaybı ve daha çok tükenmekle son bulur. Önceliklerin analiz edilmesi çok sevilen bir uğraş değildir. Ancak Mustafa Kemal’e göre; Önceliklerin oluşturulması ve analiz edilmesi sayesinde, eldeki kıt kaynaklar daha etkin kullanılır ve mutlak yapılması gereken işler belirlenerek, bir işin arkasından yapılması gereken işler belirlenerek ve yapılarak etkinlik arttırılır ve sonuca ulaşılabilir. Belki de Mustafa kemal’in zor ve uzun gençlik yılları, ona soğukkanlı olmayı ve paniklemeden işlerin önceliklendirilmesini öğrenmişti. Belki de bu kişisel özelliği sayesinde bütün savaşları kazanmıştı. Birinci Dünya Savaşında bile yenilmeyen tek kumandandı.
Fizik ve Sade şıklık
Lider Yöneticilik sadece zihinsel bir oldu değildir. Aynı zamanda fiziksel görünüm ve duruştur. Mustafa Kemal’in fiziksel görünüşü bir çok yazar tarafından zarif, sağlam, keskin ve yakışıklı (bunu kendimizden ziyade hanımların fikrine bırakıyoruz) vb sıfatlarla nitelenmiştir.
Mustafa Kemal’in imajın görsel öğelerini kullanmakta da hiç tereddüt etmediğini görmekteyiz. Öyle ki, Trablusgarp görevi sırasında halkı örgütleyebilmek için yerel kıyafetlerle fotoğraf çektirmeyi gerekli görmüştür.
Tarihte halkla ilişkilerin yönetim amacı ile kullanılması örneklerinde Büyük İskender örneğini bize anımsatan bu davranış, bir komutan, lider ve yönetici olarak Mustafa Kemal’in ne kadar bilinçli ve yetenekli olduğunu düşündürmektedir.
Yöresel giysiler ile çektirdiği fotoğrafların yayılması ile Trablus aşiretlerinin ve halkının gönlünde bir sempati ve aidiyet duygusu oluşturmayı amaçladığı şüphesizdir. Eli silahlı, kural tanımayan aşiret çetelerine söz geçirip otorite kurabilmek için yalnızca dış görünüşteki değişikliklerin geçerli olmadığı , şiddet gösterip, sert davranarak, subay sıfatlı bu adamlara sözünü geçirdiğini söylemesinden anlaşılmaktadır.
Mustafa Kemal’in dış görünüşüne, temizliğe ve diğer insanlar üzerindeki intibasına çok dikkat ettiği bilinmektedir. Nitekim Falih Rıfkı Atay Çankaya’sında Mustafa Kemal ile Ağustos 1913’de karşılaşmasını anlatırken şöyle der:
“ ... İyice sarışın genç bir zabit bu sedirin karşısındaki duvarın dibinde bir iskemleye oturdu. Yakışıklı, temiz giyimli, keskin bakışlı, gururlu, bütün dikkatleri üzerine çeken bu subayın pek söze karıştığı yoktu. Fakat seziliyordu ki, bu olup bitenlerde onun rütbesinden üstün bir önemi vardı....”
İncelediğimiz döneme ait resimlerde dikkatimizi çeken ilk şey Mustafa Kemal’in genellikle tüm fotoğraflarda en önde ve ortada bulunması ve elinde bir baston, sopa, kamçı veya kılıç, güç gösteren bir obje tutmuş olmasıdır. Bunun yanında her zaman dimdik duruşunu korumuştur ve gözlerindeki bakış hep son derece kararlı ve ileriye doğru, başı yukarı doğru hafif kalkıktır. Birden fazla çekilen fotoğraflarda o kimseye dayanmaz iken, zaman zaman ona dayanan, koluna giren komutan ve silah arkadaşlarını da görmekteyiz. Seçtiği kıyafetler, insanda bir keskinlik duygusu uyandırmakta, adeta görünen gerçeği en basit bir dille anlatmaktadır. Kuvvet ve kontrol bu gördüğünüz adamdadır.
Her ne kadar Mustafa Kemal imajdan daha çok esasa önem verdiyse de imajı hiç atlamadığını görmekteyiz. Bu imajın en önemli parçası da sade şıklığı idi. Çünkü liderlik ettiği kişiler için bunun önemli olduğunu biliyordu. Hiç bir mücevher ve takı kullanmamasına rağmen şık, zarif, kibar giyinmeye özen gösterirdi.
Yakın arkadaşı Ali Fuat Cebesoy, Atatürk’le nasıl tanıştıklarını şöyle anlatır:
“Perşembe günü akşam yoklamasında dahiliye zabiti beni aldı, birinci sınıf, birinci bölük, birinci takım, birinci mangasına götürüp çavuşa teslim etti. Bu çavuş M. Kemal’di. O anda gözüme çarpan hususiyet üniformasının temizliği, itinalı giyimi, hal ve tavırlarında sezilen, karşısındakine saygı telkin etmek isteyen, askerlere mahsus o tarif edilmez hakim duruşu...Herhalde o çavuşluk hüviyetini doldurmak isteyen müstesna bir hal ve tavır.”
Kural: Yönetici gibi giyin, Yönetici ol.
Ön cephede savaş
Lider Yöneticilik açısından bakarsak; Mustafa Kemal her zaman cephedeydi. Mustafa Kemal her zaman askerleri tarafından görünürdü. Mustafa Kemal bir yönetici olarak her zaman şirketin içinde görünür, fabrika alanında gezer, muhasebede ödemeleri kontrol ederdi.
Dumlupınar savaşı kazanılmıştır. Düşman askerleri geri çekilmektedir. Afyon hatları çözülünce birkaç yunan esiri geceleyin Mustafa Kemal'in çadırına getirilmişti. Bunlardan biri zafer kazanmış kumandanın doğup büyümüş olduğu Selanik'ten gelmişti. Yüzü kendisine yabancı gelmemişti. Üniformasında hiç bir işaret yoktu. Mustafa kemal'e sordu:
- Binbaşı mısınız? - Hayır. - Kaymakam mı? - Hayır. - Miralay mı? - Hayır. - Ferik mi? - Hayır - Peki nesiniz o halde? - Ben Mareşal ve Türk orduları başkumandan’ıyım.
Şaşkınlıktan ağzı açık kalan Yunan, kekeler:
- Ben başkumandanın savaş hattına bu kadar yakın bir yerde dolaşmasını işitmiş değilim de...
Mustafa Kemal gibi bir Lider Yönetici çalışanları ile beraber aynı riskleri alır ve onların arasında da bulunur. Onlarla aynı riski almadan, onlarla aynı zorluklara katlanmazsınız, onlara liderlik yapamazsınız.
Mustafa Kemal Nutuk’ta diyor ki; “Efendiler, diğer bir görevim de, ordu içinde, muharebe safları arasında bizzat muharebeye katılmak ve savaşı bizzat yönetmekti. Bunu da gücümün yettiği ölçüde, hattâ bir kaza sonucu sol kaburga kemiklerimden birinin kırılmış olmasına rağmen, bütün varlığımla en iyi şekilde yapmaya çalıştığımı sanırım. Sakarya Muharebesi'nin sonuna kadar askerî bir rütbem yoktu.
Ondan sonra, Büyük Millet Meclisi'nce bana «Mareşal» rütbesiyle «Gazi» unvanı verildi. Osmanlı Devleti'nin rütbesinin, yine o devlet tarafından geri alınmış olduğunu biliyorsunuz.”
Şirketin geneli, pazarlama ve rakipler açısından bakarsak; Bildiğimiz birçok şirketteki zayıf, etkisiz ve yanlış kararların temel nedeni; müşteri ve pazarları, rakipleri ve ürünlerini gidip yerinde görmemektir. Karar vericilerin feedback (geribildirim) için örgütlü enformasyona ihtiyaçları vardır. Rapor ve rakamlara ihtiyaçları vardır. Ancak aldıkları geribildirimleri gerçeklerin ışığında değerlendiremeyecek olurlarsa, olayı ve ürünü bizzat gidip yerinde görme disiplinine girmeyecek olurlarsa, kendilerini zavallı bir dar görüşlülüğe mahkum ederler.
Yeni Pragmatik liderlik tanımı
Mustafa Kemal’in pragmatizmi kullanması ona yeni bir mana kazandırmıştır. Pragmatikin sözlük anlamı “yararcı” dır. Günümüzde bu sözcük birçok kişi tarafından olumsuz bir manada örneğin prensipleri olmadan işine geldiği gibi davranmak şeklinde algılanmaktadır. Örneğin bir politikacının kendi durumunu olumluya dönüştürmek için bankacılarla konuşurken ekonomiyi hızlandırmak için vergileri azaltacağını anlatırken, vatandaşlarla konuşurken sosyal güvenliği adam etmek için kurum vergilerini arttıracağını söylemesi gibi. Bir kelimenin anlamının bu şekilde çarpıtılması çok yazıktır.
Mustafa Kemal döneminde pragmatik kelimesi bambaşka bir anlamda kullanılırdı herhalde. Mustafa Kemal’in pragmatizmi gerçeklerle ve gerçek olaylarla ilgileniyordu. Gelişmek için planlar, ilerlemek, düzeltmek, tedavi etmek, büyümek ancak ve ancak gerçek hayata uygulanabiliyorsa manası olan şeylerdi. Teorik ve hipotezlere dayalı durumlar hiçbir zaman Mustafa Kemal’i ilgilendirmiyordu. Şimdi gerçektir, ancak gelecek gerçek değildir sadece görüntüdür. Gelecekle ilgili olumlu beklentilerin olmasının hiçbir manası yoktur ve yararsızdır. Eğer gelecekte iyiyi istiyorsak şimdi iyiyi yapmalıyız. Çünkü ancak şimdi bir şeyler yapmak elimizdedir. Geleceği ancak bugün oluşturabiliriz.
Mustafa Kemal, Sivas Kongresini gerçekleştirdikte sonra Ankara’ya gitmeye hazırlanıyordu. Şu anda haritalara baksanız çok basit görünebilen bir mesafe için ne paraları vardı ne de gidecek benzinleri. O zamanki ekibin içinde olan Mazhar Müfit (Kansu) Osmanlı Bankasından borç almayı teklif etti. Ancak Mustafa Kemal’e göre gelecekteki planlar için bu çok yanlış bir tutumdu. Aynı şekilde Sivas’taki Amerikan Kolejinden de benzin ve araba lastiği alınması teklif edilmişti. Mustafa Kemal buna da karşıydı. İkisini de zorla almışlar ve gasp etmişler gibi bir mana çıkacağına inanıyor, bu kurtuluş hareketinin hiçbir kanunsuz yakıştırmaya maruz kalsın istemiyordu. Ancak sonunda bugünü kurtarmak için resmi yoldan Osmanlı Bankasından bir tüccar senedi verilerek borç da alındı, Amerikan Okulundan ücret ödenmeden (ödeme teklif edilmesine rağmen) benzin ve yedek tekerlekler de alındı ve ancak böyle Ankara için yola çıkılabildi. (Kansu, s;481)
Mustafa Kemal gerektiğinde gelecekteki bir faydayı bugünü kurtarmak için harcayabilen, pragmatik bir Lider Yöneticiydi. Olumlu sonuç, bu sonuca ulaşmak için kullanılan olumsuz yollar ve araçlar yüzünden lekelenecektir. Bundan kolay bir kaçış yolu yoktur. Bu durumda karşılaşacağı etik değerler duvarı, bir yöneticiyi her zaman zorlayacaktır.
Gerektiğinde ikinci planda kalmayı bilmek
Çoğu zaman özellikle Enver Bey taraftarları tarafından “hırslı” olarak tanımlanan Mustafa Kemal aslında ekip çalışmasına uyum göstermiştir.
Mustafa Kemal büyük işler görmek isteyen insanlar için sabırlı olmak, boşuna olayları zorlamamak gerektiğini bilirdi. Bu gibi insanlar telaş ve acele ile çıkmazlara sapmamalıdırlar. Askerlikte çok zaman rütbeleri çok üstün 2.sınıf kimselerin arkasında kalmayı bilerek başarılar kazanmıştır. Kendini ortaya atmamayı, türlü hırslar arasında bunalıp kalmamayı öğrenmiş ve denemişti. Sofya’daki Ataşemiliterlik görevini kabul edip gitmesi buna örnektir.
Diğer yandan, imparatorluğun içinde giderek artan ahlaksızlık ve Mustafa Kemal’in deyimi ile alçaklıkların artmasından son derece rahatsız olduğunu anlıyoruz. Bunlara cehalet ve kişisel ihtiraslar da eklenince imparatorluk topraklarını savunmak ve onu çöküşten kurtarmak kolay olmayacaktı. Bu düşüncelerle 12 Temmuz 1912’de Behiç Erkin’e şunları yazmıştı:
“Ancak şurasını arzedeyim ki bizde buradaki vaziyet ve mukavemetimizde milletin şanına uygun bir netice olması pek kuvvetli iken, son zamanlarda memleket içinde çıkan elem verici levhalar bizi üzdü. Bizim ahlaksızlığımızın, menfaatperestliğimizin derecesi malum idi. Fakat bunun hıyanet, alçaklık, rezalet derecesine çıkabileceğini katiyen ve katibeten tasavvur etmiyorduk. İhtiraslar, cehalet ve mantıksızlık yüzünden koca Osmanlı Devleti’ni mahvedeceğiz. Kuvvetli bir Osmanlı İmparatorluğu vücuda getirmeyi düşünürken vaktinden evvel esir, sefil ve rezil olacağız.”
Mustafa Kemal’i etkin bir Lider Yönetici kılan ilkeler:
1. Her zaman “stratejik olarak yapılması gereken nedir?” diye soruyor. Her adımın arkasından aynı soruyu soruyor. Stratejik hedefi belirliyor, ancak oraya nasıl gideceğini detaylı olarak planlamıyor. Olayları gördükçe ilerliyor. Her adımdan sonra “şimdi hedefe ulaşmak için ne yapmam lazım” diye soruyor.
2. Bu günü feda etmeden uzun vadeli stratejik plan yapıyor.
3. Kararlarının sorumluluğunu üstleniyor.
4. Mutlaka açık iletişim kuruyor.
5. Çevresindekilerin fikirlerine gerçekten önem veriyordu.
6. Kendi kararlarını gruba kabul ettiriyor. İkna ederek ya da kararlılıkla kabul ettiriyordu. Ancak mutlaka gruba kabul ettiriyordu.
7. Sonuna kadar en güçlü v en derin bilgileri elde etmek için çalışıyor, kesin kararlar veriyor, bu kararları eyleme dönüştürüyor ve organizasyonun kendini sorumlu hissetmesini sağlıyor.
8. Herkesten ve her olaydan hesap soruyordu.
9. Problemleri bölünmez ve birbirine deymez kompartımanlarda değerlendiriyordu.
10. İyi performans göstermeyeni hoş görmezdi.
11. Hiçbir problemi dikkate almamazlık yapmaz ve halının altına süpürmez.
|